23’üncü Ülke Türkiye “Go Zando Go!”

24 yaşında enerjik bir bisikletli gezgin olan Davide Zondonella turunun 262’inci günü 20.000’inci km’sinde evimize misafir oldu. Türkiye’nin Kuzeyinden Yunanistan sınır kapısından giren Davide Çanakkale, Bursa üzerinden dolanıp İzmir’e ulaşmış şimdi de Antalya’ya oradan Kapadokya bölgesine ve Doğuya doğru ilerleyecek. Bizden istediği rota önerisinde Kapadokya sonrasında Adıyaman tarafına yönlendirip sonrasında Van ve Iğdır’ın ardından Gürcistan’a doğru yönlendirme niyetimiz var ancak farklı rota ve misafirlik önerileri olursa ona göre bir yol oluşturabiliriz.

Davide aşçılığın yanı sıra gitar hocalığıyla geçimini sağlıyormuş. Şimdilerde de de yaptığı birikimiyle çok düşük bütçelerle dünya turu yapıyor ve hedefi Moğolistan’a kadar ulaşmak. Sonrası için de Allah kerim (çevirmen tercihi bir kelime) diyor. Gelelim Albino’lu Davide’nin gezdiği 23 Ülkeyi tek tek Davide’nin aklında kalan izlenimleriyle (subjektif) birlikte saymaya ve en çok hangi ülkenin belleğinde iz bıraktığını öğrenmeye, buyursunlar:

İsviçre deyince aklına dağlar, her yerde gördüğü sarı laleler ve çikolata geliyor.

Fransa’da peynir, şarap ve sular çekildiğinde heybetli yapısıyla poz veren Mount Saint Michele kalesini unutmamış.

Belçika kızarmış patates, çikolata ve bira

Hollanda’da feribotla ya da kayıklarla seyahat yapılan sayısız su kanalları, güçlü rüzgarlar ve tabii ki Amsterdam

Almanya’dan hızlı geçmiş ve aklında kalan şey bira olmuş

Danimarka kum tepeleri, çam ormanları ve batı sahil şeridi muhteşem

Norveç renkli evler (özellikle kırmızı), Fiyortlar (denizin buzul vadilerini basması sonucu oluşan dik körfez) ve gördüğüm en pahalı ülke. Günlük 5 Euro bütçeyle ilerlerken markete girip 5 Euro’ya pek bir şey bulamayınca çok üzülmüştüm. Bir yerden başka bir yere gidebilmek için sıklıkla feribot kullanmak gerekiyor, bu da ayrı bir maliyet oluşturuyor. Bir de 22 saat gündüzü yaşamak çok hoşuma gitmeyen bir tecrübe olmuştu bir süre sonra. Güneş çok eğik açıyla geldiği için ısıtmıyor ve gece karanlığı da olmadığı için gece gündüzü ayırt edemiyordum.

Finlandiya’da Laponya’nın kuzey bölgeleri ve devasa ormanlar

Baltık Ülkeleri olan Estonya, Letonya ve Litvanya bu ülkeler birbirine benziyor. Eski Sovyet rejiminden kalma yapılar mevcut. Tarımsal faaliyetler yoğunlukta ve çok güzel köylerden geçtim. Bolca elma yedim.

Polonya Varşova ve Votka

Slovakya Tatra dağları ve köyler

Ukrayna çakıllı kötü yollar, Karpatlar (dağ silsilesi), sanki 40 yıl öncesinin İtalya’sına zaman yolculuğu yapmışım, dedemin çocukluğunu yaşadığı zamanlardaymışım hissi vardı içimde.

Moldova her yerde su kuyuları var ve hala aktif olarak kullanılıyor. Transdinyester’i (Moldova içinde tek taraflı bağımsızlığını ilan eden de-facto bir cumhuriyettir) sevdim.

Romanya Tuna nehri şehrin her yerini kaplıyor, kıvrım kıvrım Transfagarasan yolu harika. Bu yol Transilvanya’nın güneyinde kalıyor ve Dracula aslında Transfagrasan’lı.

Sırbistan her yerde Josip Tito (Marksist-Leninist görüşlere sahip Yugoslav devlet ve siyaset adamı) resmi var

Kosova uygun fiyata çok güzel yemek bulabiliyordum ve neredeyse her 2 km’de bir dev benzin istasyonları vardı.

Makedonya Üsküp çok güzel, Mavrovo ulusal parkta karda kamp atmıştım

Arnavutluk çocuklar yanımda koşturup “çak bi beşlik” yapıyordu. Mükemmel dağlar, hayranlık bırakan sahil şeritleri var. Halkı çok misafirperver. Mucurlu yollar.

Yunanistan Buzuki (bağlamanın telleri, gitarın perde düzenine sahip bir çalgı), musakka

Türkiye Kebap, Çay, Börek, çok aşırı misafirperverlik, köy yollarında sürüler ve manzara çok güzeldi. Kapadokya’yı görmeyi iple çekiyorum.

İspanya Flamenko, Endülüs, Guadalquivir (uzun bir nehir ve nehri geçebilmek için 100 km etrafından dolanmak zorunda kalmıştım), Sangria (meyveli şarap kokteyli), Euskadi (Bask bölgesi), Cider (Elmadan yapılan içki), Cebeli Tarık ve Fas manzarasını yüksek bir tepeden seyredebilme ayrıcalığı

Portekiz Okyanus, uzuuunca ve hiç bitmeyen bir sahil, Porto şehri ve Porto şarapları (“şarapçı ya da ayyaş olduğumu düşünmeyin çoğu ülke alkollü içecekleriyle ünlü ne yapabilirim” diyor), Cozy (hoş, rahat, huzurlu, samimi, sıcak), Azulejo (Portekiz’e has seramik çalışmaları) her yerde, tarihi yapısı muhteşem

İzlanda Volkanlar, büyük şelaleler, siyah çöller, gayzerler, buzullar, doğanın ortasında kaynak suları, Jokulsarlon (İzlanda’nın en büyük buzul gölü) ve Road 1 (İzlanda’nın etrafını dolaşan ana yol)

Biraz da kendi memleketi İtalya’dan konuştuk tabii. İtalya’nın Kuzeyini kaplayan Alpleri, Lazanyayı, ailesini ve arkadaşlarını özlemiş. Bir de çılgın şoförleri özlemiş ama onu teskin edip müjdeli haberi verdim “Türkiye İtalya’yı aratmaz” dedim. Moka’yı da da öyle kolay kolay her yerde bulamıyor. İtalya’dan çıktığından beri ilk defa bizim evde Moka Pot’u gördü.

“İtalya’ya gidince ne yapalım, nerelere gidelim?” dediğimde Sicilya’yı öneriyor. “Su dışında, sanat, tarih, yiyecek ne ararsan burada bulabilirsin” diyor. Burası çok ender yağış alan bir bölgeymiş. Badem ağaçları, Zeytin ağaçlarıyla tipik bir Akdeniz bölgesi.

Sardinya adasını öneriyor bir de. Burası Sicilya’dan sonra Akdeniz’in ikinci en büyük adası. Sahilleri, dağları ve bir sürü koyun görebilirsiniz.

Floransa turistin bol olduğu kalabalık bir yer ama giderseniz Uffizi Galerisi, dünyanın en büyük kubbesi olan Brunelleschi Dome’u görebilirsiniz. Giotto Çan Kulesi de hemen aynı yerde.

Sienna’da Pallio’yu görmelisiniz. Burası dünyanın en çılgın at yarışlarının yapıldığı yer. Geleneksel olarak 17 bölge aralarında kura çekiyor. Kurada çıkan 10 bölge heybesiz atın sırtında geleneksel kıyafetleriyle yarışıyor.

Başkent Roma’da Michelangelo’nun boyadığı Sistine Şapeli’ni görebilirsiniz.

Toskana bölgesinin sahillerini ve Puglia bölgesini (çizmenin topuk kısmı) görmelisiniz. Kıvrım kıvrım Stelvio yoluna tırmanmanızı ve Dolomitlere gitmenizi öneririm.

En korkulu anı Romanya’da ulusal parkta ayı seslerini duyması olmuş. Bir de Ukrayna’da iki kişi para için yolunu kestiğinde tırsmış ama yanında para da yokmuş. Onlara elindeki garip çayı verip tütün diye yutturmuş. Onlar da çayı alıp gitmişler.

Kuzey Burnu (North Cape) hayatının en güzel anıymış. En çok sevdiği ülke de İzlanda olmuş.

Saçının kenarında da uzun bir Jedi saçı var. Yola çıkmadan önce saçları uzunmuş, uzun saçından bir tutam bırakıp kalanını kazıtmış. Merak edenler için peşinen sordum ve öğrendim.

Onun gibi tur yapmak isteyenlere önerisi : Korkularınızı bırakın. İyi mi ya da kötü mü diye sorgulamayı bırakın. Sadece denize dalar gibi kendinizi bırakın ve bu hayatın içine dalın. En zor kısmı dalmaktır sonrasında yüzerken aldığınız his muhteşem olacaktır.

Takip etmek isterseniz Instagram ve Facebook sayfaları için yazıların üzerine tıklayabilirsiniz.

Aşağıda da Davide’nin haritasını geçtiği yolları görebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir