Bandırma – Kızılcahamam

Yaklaşık 10 gündür paylaşım yapamadım. Nihayet kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum ama bu arada çok yol aldık.

Hali hazırda Biga’ya kadar paylaşım yapmıştım. Aşağıya iki harita ekliyorum. Bisikletimizle ulaştığımız 19 durağı harita üzerinde harflerle işaretli bulabilirsiniz.

İlk 10 durak

Kalan 9 durağın görüntüsü.

Bugün Kızılcahamam’a doğru ilerleyeceğiz. Şimdiye kadar 1.000 km üzerinde mesafeyi aştık. Önümüzde 2.000 km mesafe daha var. Gezimiz çok eğlenceli gidiyor ve havalar da iyi bu aralar. Böyle giderse rotayı biraz daha uzatabiliriz 🙂

Doğancı Köyünden ayrıldık. İlk durağımız Denizkent mahallesi oldu.

Kuzeydoğu’dan esen şiddetli rüzgara karşı ilerledik. Sahilde bisikleti ters çevirdiğimde rüzgar beni pedal çevirmeden itiyordu. Merkez’de cami kenarında bir çay ocağı vardı. Suat abi bize double çay ısmarladı ve dalından taze kopardığı patlıcan, domates ve biberlerden verdi. Arda da bunları akşam yemeği yaptı.

Mike ve Helen sahil kenarında kamp yapmaya karar verdi.

Hava çok rüzgarlı olduğu için biz yukarıda bir nokta bulduk.

Çadırı kurmak üzereyken dedenin biri vıdı vıdı yaptı. Arda da “zenginler ve korkuları” diyerek serzenişte bulundu. Biz de yukarıda gizli bir nokta bulup çadırımızı oraya kurduk. Ancak gece vakti dikenleri de ezip geçmiştik.

Sabah Arda’nın iç lastiğine üç, benim lastiğime iki yama yaptık.

İleride soldaki koyda kalmıştık. Bandırma’ya doğru şiddetli rüzgara karşı ilerlemeyi sürdürdük.

Kapıdağ yarımadası ufukta göründü.

Karşıdan yediğimiz rüzgarları doğrular nitelikte Rüzgar Tribünleri boy gösterdi. Bandırma 11 ay rüzgarlı, bir ay sakin geçiyormuş.

Bizi Bandırma’da Mehmet Gacal ve Annesi Şengül abla evlerinde misafir etti. Olcay, Haydar abi ve sonrasında Zıpır isminde yaramaz bir kedisi olan Faruk’la da tanıştık.

Mike ve Helen buradan vapura binip İstanbul’a geçeceklerdi ancak sefer iptal oldu. Biz de bu günü tatil olarak değerlendirdik.

Arda’nın kahvesinin üzerindeki süt köpüğü, şekil tanıdık geldi mi?

Bandırma Halk kütüphanesine uğradık. “Okumak boşlukları doldurur”

Karşıdan bir Bandırma manzarası

Mike ve Helen’nin feribotu yine rüzgar nedeniyle iptal edildi. Onlar da otobüsle İstanbul’a gitti. Biz de sabah Gacal ailesine elvada deyip Bursa’ya doğru yola koyulduk.

Yolda Jakob (Yakup) ile karşılaştık ve bir süre birlikte pedalladık. Yakup 20 yaşında İsveç’ten yola çıkmış Güleryüzlü ve Zeki bir genç.

Aslında Uluabat’ta çay kenarında kamp atma niyetimiz vardı ancak buraya erken geldiğimiz için biraz daha ilerlemeye karar verdik.

Bursa trafiği bolca araç geçtiği için çok stresliydi. Jakob Bursa’ya 30 km kala bir “Leylek cenneti” olan köyde konaklamaya karar verdi. Arda kalan km’lere bakıyor.

Hava ufaktan kararmaya başladı. Ay fotoğrafını da çektim.

Bursa’ya ulaştığımızda saat 21.00’e yaklaşıyordu. Bursa’da Mehmet dayımın misafiri olduk.

Bir önceki gün iki günlük rota yaptığımız için mola verdik ve bir gün daha dayımda kaldık.

Nilüfer Belediyesi Bursa’nın en çalışkan belediyelerinden diye duymuştum.

Bu fotoğraftaki fare zarar görmemiştir, kedi de 🙂

Evet kış resmen geldi demek bu

Şevval Zehra’ya “bye bye” dedik ve Orhangazi için yola çıktık.

Bursa’dan Sedat’la birlikte yola çıktık. Sedat da daha önce 46 gün süren bir tur yapmış ve çok eğlenceli anıları olmuş.

İnişe geçmeden bir kahve ve kestane şekeri molası verdik.

Orhangazi’ye ulaştığımızda Arda’nın ısrarıyla bir balık restoranına uğradık ve ızgarada palamut yedik. Gitmek üzereyken Kasım adlı bir genç “bizim de grubumuz var” dedi. Biz de grubun Yöneticisi Adem abiyle ertesi gün buluşuruz diye aradığımızda Adem abi bizi evine davet etti. Eşi Pakize abla da çok hoş muhabbet biriydi ve bizi çok güzel ağırladılar.

Öğleden sonra kısa bir sürüş yapıp Yalova’ya ilerledik.

Süslü Kadınlar bisiklet turu bugün gerçekleşiyordu. İstanbul’dan tanıştığımız Azad dostumuzla da Yalova’da karşılaşıp birer çay içmeye gittik.

Arda Yalova’yı çok sevdi.

Gün batımında Yalova

Buradan girişimci bir dostumuz Ali’nin dükkanına “Bisiklet Durağı”na gittik. Ali’nin annesi Ayşe abla ve kardeşi Şeyma bize oldukça yardımcı oldu. Birlikte akşam yemeği yedik ve “Kahve”yi sevdik.

Akşam çok güzel bir yere kamp attık ancak sabahında yanlış yere kamp attığımız için bizi uyandırdılar. Uykumuzu almıştık ne de olsa 🙂

Çınar ağaçlıklı yollardan geçtik. Kahvaltı için Ali’nin dükkanına ilerledik. Birlikte güzel bir kahvaltı yaptık.

Yalova’da dolmuşlar pembe renkli sebebi de önceki kadın valinin talebiymiş. Şimdiki vali de kadınmış zaten 🙂

Pati detayını unutmayan mühendise tebrikler

Öğleye doğru Bisiklet Durağından ayrıldık.

Gitmeden önce beni önceki yıl da ağırlayan Yalova PAB (Perşembe Akşamı Bisikletçileri) başkanı Caner abiyle buluştuk.

Caner abiyle Yürüyen Köşk’e gittik. Yürüyen köşkün hikayesi; yanındaki Çınar ağacının dalı kesilmemesi için Atatürk’ün talimatı ile temelini kazıp, raylarla köşkün 5 metre kaydırılmasına dayanıyor. Ne ince bir düşüncedir.

Buradan da Karaca Arboretum’una gittik. 45 dakika turladık ve ağaç türlerini tanıdık.

Hayrettin Karaca (Toprak Dede) araştırmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Saat 17.00’ye gelirken ayrıldık ve Karamürsel’e doğru sürüşe başladık. Hava kararmaya yakın Karamürsel’e ulaştık. Giderken arkamızda kalan güneşi fotoğrafladım.

Karamürsel’de Kerim Koçak bizi karşıladı ve kamp atmamız için müsait bir yere bizi götürdü.

Karamürsel sahil kenarı çok seçkin, güzel bir yerdi.

Yolda “Maraton Canavarı” Necat abiyle karşılaştık. 60 yaş üstü maraton birincisi çılgın bir genç.

Çadırımızı kurduk. Arda kenarda sarı tatlı bir kediyi besledi ve ona da bir kutu bulduk. Gece gelip kutuda uyudu o da.

Sabah çadırımızın kenarından geçen bir kadın “Ali abi bu ne” diye sordu. Kafamı çıkarıp “Uzay Gemisi” diyecektim ama gülüp geçtim. Çadıra yabancı bir cisim gibi yaklaşılması ilginçti.

Sabah yağmur karşıdan bize doğru ilerlerken gördük. Biz de pılımızı pırtımızı toplayıp Kocaeli’ne sınıf arkadaşım Fatma’nın evine gittik.

Yağmur’dan kaçamadık. Yıkana yıkana ilerledik.

Burada manzara Karadeniz’i andırıyordu ve yeşillikler iç açıyordu.

Nihayet Fatma’nın evine ulaştık. Eşi Mustafa ve tatlı mı tatlı kızı Özüm’ü tanıma fırsatımız oldu.

Saat 15.00 gelirken Fatma’nın evinden ayrıldık ve hafiften yağmur başladı.

İzmit’ten ayrılmadan İzmit pişmaniyesi yemeseydik olmazdı. Canı çekenler kusura bakmasın ama çok güzeldi. Kesinlikle tavsiye edilir.

Yağmur geçirmez üst ve altımız vardı ancak ayakkabıları korumamız gerekecekti. Bu nedenle ayağımıza poşet geçirip sürüşe devam ettik. Kartepe yolunda, Eşme ayvası almadan gidemezdik.

Yol boyunca Sapanca gölü bize eşlik etti. Yağmurun altında gezinen iki deli bir biz değilmişiz.

Hava kararmaya yüz tuttuğunda Serdivan’a girmiştik.

Sadece bisikletlilere özel. Gönüllülerin para biriktirip giderlerini ödediği. Herkesin evinden bir eşya alıp geldiği bisiklet evine ulaştık. Bisikletliler Derneği Sakarya Bisiklet Evine ve Mert Atalay’a sonsuz teşekkürler.

Ertesi sabah Mike ve Helen İzmit’ten sürüp Sakarya’ya ulaştı. Biz de onlarla buluşmak için bir gün dinlendik ve bir yere kıpırdamadık.

Çorbanın 1,5 TL olduğu bir yerde oldukça uygun bir akşam yemeği yedik.

Akşam da hep birlikte “Bisiklet Vadisi”ne gittik. 2020 yılında gerçekleşecek Dağ Bisikleti Maratonu için hazırlıklar son sürat devam ediyor. Bisiklet adına çok güzel yatırımlar var.

Mert ve Ünal bize 30 km boyunca bisikletleriyle eşlik ettiler. Yeni gelecek misafirleri bir dünya turcusu ve bir de “Pedal Arkadaşım” Melis ve Ender bisiklet evine geleceklerdi.

Koyunlar için oyun parkı, bizim muhtarımız vaadlerini gerçekleştiriyor 😀

Gölyaka ilçesinin İçmeler köyüne geldik. Eski iş arkadaşım Zeynep’in annesi Müzeyyen abla bizi ağırladı.

Köye alt geçitten giriyoruz.

Köyün bisikletli çetesi bize eşlik etti.

Akşam karnımız şişene kadar yedikten sonra mola vermeden Ceviz, Badem, Fındık Faslına geçtik. Çay üstüne çay içtik.

Sabah kahvaltısında ne yesek bilemedik. Biz de her şeyden yemeye gayret gösterdik. Tevekkeli değil kahvaltı iki saat sürdü 🙂

Müzeyyen ablayla vedalaştık ve yola koyulduk. Mike ve Helen Karadeniz hattını takip Gürcistan yoluna gittiler. Yolda onları bulursanız sahip çıkın lütfen. Biz de Bolu dağına tırmandık.

Bolu dağını tırmanıyoruz. Emniyet şeridi dar ya da bazen hiç yok ancak şoförler saygılı ve şerit değiştiriyorlar.

Hacı Bey dinlenme tesisinde çay ikram ettiler. Sabah yanımıza aldığımız pişileri marmelatla yedik.

Nihayet zirveye ulaştık. Mert’ten aldığımız yelekle birlikte ışıklarımız açık ilerledik.

Saat 20.00 sularında Bolu’ya giriş yaptık. İlhan Ayerlikaya abinin aracılığıyla emekli Binbaşı Mehmet abinin evinde misafir olduk.

Sabah gözümüzü erken açtık ve yola revan olduğumuzda saat 07.30’u gösteriyordu.

Hava sisli ve serindi.

İlerledikçe sis örtüsü aralandı ve kısa kollularla yola devam ettik.

Gerede 1.400 metre yüksekte kaldığı için gün boyu tırmandık.

Yeniçağa’da çorba molası verdik ve yola kaldığımız yerden devam ettik.

Köyün tepesinde kartallar uçuyordu. Dört tanesi nispeten yakındaydı ancak iki tanesi gökyüzünün tepelerinde pike atıyordu. İzleyip hayran kalmamak elde değil.

Geride bıraktığımız manzaralar.

Gerede girişinde gölet ve nilüfer çiçekleri

Nihayet Gerede’ye ulaştık. Bolu dağına çıktığımızdan daha fazla rakım kazandık. Ulaştığımızda panayır vardı. Biz de Butik bir hotelde konakladık.

Arda oldukça mutluydu. Hakeza ben de 🙂

Akşam Arda’nın domateslerle hazırladığı sosla birlikte enfes bir makarna yedik. Yöresel yoğurtları da Arda beğendi.

Sabah beklentimizin altında bir kahvaltı yaptık. Yağmur dindikten sonra 12.30 gibi yola koyulduk.

Yol boyunca bir yayla köyünden diğerine geçtik. Yaylanın temiz havasını ciğerlerimize çektik. Mis gibi ormanın içinde sürerek ilerledik.

Nihayet beklenen geçide ulaştık. 30 km boyunca yükseldik ve gözlerimiz bir iniş aradı. 1570 metre yüksekliğindeki Akyarma geçidini açtıktan sonra neredeyse Kızılcahamam’a kadar indik.

İnişte Arda armut için kenarda durdu. Dört armut, iki haşlanmış mısır ve iki bardak semaverde demlenmiş çay içtik. Bunlar için Mehmet abiye 5 TL bir ödeme yaptık sadece.

Gün kararmadan Kızılcahamam’a giriş yaptık ve Öğretmenevi’nin yolunu tuttuk.

Kızılcahamam nezih ve temiz bir yer.

Dünden kalma makarnamıza ek olarak Arda tarhana çorbası hazırladı. Yarın uzun ve tırmanışlı Ankara rotası bizi bekliyor.

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*