80 günde 80 il

İlk 2 Hafta

1’inci gün İzmir’den yola çıkıp Manisa ve Balıkesir’e ulaştım.

Hub Bisiklet Cafe sahibi Bahadır abi beni ve beni uğurlamaya gelen 15 arkadaşım için güzel bir kahvaltı hazırladı. Orada bir şeyler atıştırdıktan sonra hep birlikte Menemen’e doğru hareket ettik.

İnsanların benimle birlikte şehrin özellikle Menemen dolmuşçularının gezdiği o trafiğe girmelerini istemiyordum ama Pedal 35 Kurucusu Cevdet abinin oluşturduğu bu etkinlik yalnız olmadığımı hissettirdi.

Menemen’den itibaren Fatih abi, Abdullah abi ve Uğur bana eşlik etti. Fatih abiyle birlikte yokuşta tempolu bir sürüş yaptık ve diğer arkadaşları geride bırakıp yolumuza devam ettik. Fatih abi de Manisa’ya gelmeden ayrıldı ve ben artık yola tek devam edecektim. Manisa tabelasının önünde fotoğrafımı çekildim. İçeride bir kahvaltı molası verdim ve sonra Akhisar istikametine doğru yola çıktım. Sonra yolda kimi göreyim. Uğur ben kahvaltı molası verirken Akhisar’a doğru devam etmiş yol kenarından üzüm koparmış onları yiyordu. Sonra birlikte Akhisar’a doğru ilerledik. Uğur sağ olsun oraya kadar rüzgarımı kesti. Öğle yemeğini Akhisar’da yedikten sonra Uğur’la vedalaşıp Balıkesir’e doğru devam ettim. Turumun daha ilk gününden hem yokuş hem kuzeyden esen rüzgar kararını iyi düşündün mü diye beni silkeledi Balıkesir’e ulaşana kadar.

Balıkesir’de beni ilkokul arkadaşım Numan karşıladı ve misafir etti. Görüşmeyeli 10 yılı geçmişti belki. Küçük kıvırcık tatlı da bir çocuğu var benim adaşım. Numan’da motoruyla bir Karadeniz turu yapmayı düşünüyormuş. Bana “Herkesin hayalini gerçekleştiriyorsun” dedi. Bunu ilerleyen günlerde çoğu insandan duydum. Destekleyen çok fazla kişi oldu sağ olsunlar.

2’inci gün sabah Numan’ın eşi Cennet’in akşamdan hazırladığı kahvaltıyla başladım güne. Yıkanan eşyalarımı topladım. Doğru Çanakkale yoluna koyuldum. Çanakkale’ye giderken Çan yolunu kullanmayı tercih ettim. Yükseklik kazanımı olarak oldukça zorlu bir gün oldu diyebilirim. Balya yolunda öğle molası verdim. İlk paranın bulunduğu yer olduğunu söylediler. İleride de altın madenini gösterdiler. Ayrıca ilk elektriğin geldiği ilçe olduğu da bir rivayet.

Yeniceye doğru devam ederken bagajımın bağlı olduğu ip çıktı ve tekerime dolandı. Çanta da başka bir yere uçtu. Frenleyip durdum ve bir kaza yaşamadım. Tam o noktada 10 kadar çocuk koşup geldi. Yabancı turist zannettiler ama yerli turist bir abi ile karşılaştılar. Hepsi de çok içtendi. Burada çantayı sıkıca bağladıktan sonra yola çıktım.

Buradan devam ederken Çan ilçesinde neredeyse 10 yıldır görüşmediğim Mustafa abim aradı ve onunla buluşmak için Çan’a indim. Biraz muhabbet ettik geçmişten, bir şeyler atıştırdım. Biraz önce yıpranan bagaj bağlama lastiğinin yenisini Mustafa abi aldı ve lastiği değiştirip buradan Çanakkale’ye doğru devam ettim.

Tırmanışların bitmediği uzun uzun yollarda ilerledim. Dağın zirvesine çıkıp fotoğraf çekecekken bir uğultu duydum. Herhalde bunlar kurt sesi olsa gerek dedim ve topukladım. Sonradan Lüleburgaz’daki Atıf abinin söylediğine göre bu ses rüzgar sesiymiş.

Biraz karanlığa kalmakla birlikte şehre sonunda ulaştım. Çanakkale’de çalışıp harçlığını biriktiren ve aynı zamanda Çanakkale’de okuyan Eziz arkadaşım beni misafir etti. İkinci günümde Türkiye’de bir Türkmen vatandaşının da misafiri olmak varmış.

Eziz’in vakti olsaydı benimle İstanbul’a kadar da gelmek istiyordu. Çalıştığı yerde 2 ekmek arası köfte yedim. Yemekleri Eziz ısmarladı. Gece saat 3’e kadar çalıştığı için Eziz’in arkadaşı beni evlerine götürdü ve her şeyimi hazırladı. Misafir ağırlamak geleneklerinde var. Bir ay misafir ağırlayabileceklerini söyledi ama 1 ay sonra misafire yol verirsin dedi. Zaten 1 ay kiracı gibi misafir olduktan sonra insan daha da kalmaya utanır herhalde. Sabah yurt dışından getirdikleri sütü ve şekeri kaynatarak yapılan özel bir karışımdan bana ikram ettiler.

3’üncü gün Eziz’le birlikte yola çıktık. Eziz Çanakkale-Gelibolu arası 50 km boyunca bana eşlik etti ve benim rüzgarımı kesti. Ama Rüzgar dediysem öyle böyle değil 30 km hızla esen rüzgar 40 km ve en son 50 km hıza ulaştı. Rüzgar hala turu sorgulamam için kulağıma fısıldamaya devam ediyordu. En güçlü rüzgarları da burada yedim sanırım.

Gelibolu’da Üniversiteden arkadaşım Ceylanla buluştuk. Görüşmeyeli 6 sene oldu sanırım. Güzel bir yerde oturup sağlam bir kahvaltı yaptık. Kahvaltılarımızı Ceylan ısmarladı sağ olsun. Buradan Eziz geri döndü ben de Keşan istikametinde yola devam ettim. Keşan’a kadar bu rüzgarla boğuştum ama Gelibolu’daki kadar güçlü değildi.

Akşam saatlerinde Uzunköprüye ulaştım. 20:00 gibi yemek için bir yerlere oturdum ve köfte, cacık, peynir tatlısı yedim. Buradan da yola çıkıp Edirne’ye geçecektim ama kız arkadaşımın ricasıyla (emriyle) karanlıkta sürmem yasaklandı gece için Uzunköprü’de bir otele gittim. 100TL fiyat söylediler ben de ucuz oda istedim. 70TL’ye klimasız oda olur dediler, hay hay deyip ödemeyi yaptım.

4’üncü gün sabah Uzunköprü’den yola çıkıp Edirne’ye doğru ilerledim. Edirne’de Sadi abi ve Ebis üyeleri, kurucuları ile bir araya geldik. Biraz muhabbet ettik. Medya gelip çekimimizi yaptı. Sonrasında güzel bir tava ciğer ısmarladılar. Ardından buradan yola çıkıp Kırklareli’ne geçtim.

Kırklareli yolu tek git gel şeridi olan bir yol ve emniyet şeridi hak getire. Yolda gelirken iki kamyon yan yana benim yanımdan geçtiler ve şükür kazasız belasız yola devam ettim.

Kırklareli’nde Yalçın ile buluştum. Yola devam etmeyecek olsaydım beni burada ağırlayacaktı. Burada da tost yedim, ayran, soda içtim. Yalçın sağ olsun elimi cebime sokturmadı ısrarlarıma rağmen.

Kırklareli Babaeski yolu üzerinden Lüleburgaz’a doğru yola devam ettim. Babaeski yolu çok güzeldi ve emniyet şeridi çok genişti. Hedefim aslında Tekirdağ’a ulaşmaktı ama bir önceki günkü gecikmemden dolayı yola Lüleburgaz’da kalmaya kadar verdim. Lüleburgaz’a ulaştığımda Atıf abi ve Hasan abi klasikleşmiş bir müzik dinletisi için belediyenin önünde oturuyorlardı.  Güzel bir konserin ardından Köfteci İbrahim abinin enfes köftelerinden ve piyazından yedim.

Buradan beni bisiklet evine götüreceklerini söylediler ancak matım ya da şişme yatağım olmadığı için Atıf abi kendi şişme matını bana getirdi. Ben eve gideceğiz diye beklerken 840 metrelik bisiklet parkuru olan devasa bir yere geldik. Onun içinde de güzel bir ev bisikletçiler için ayrılmış. Şaşkınlığımı gizleyemedim. Atıf abi ve Hasan abinin hayalleri bundan daha da büyük.

Ilık duş vardı, duşumu aldım, matı şişirdim ve uyudum. Matı pek iyi şişiremedim ya da konforlu yatağa alışkın olduğum için sabah hafif bir ağrıyla uyandım ama çok rahatsız edici bir durum yoktu.

Bisikletçi herkesin gelip burayı görmesini çok isterim.

5’inci gün Lüleburgaz’dan yola çıkıp Tekirdağ’a geçtim. Tekirdağ’da çocukluk arkadaşım Fatih’le buluştuk. Fatih’in babası Bilal amcanın trampolini vardı. Az zıplayıp takla atmıyorduk. Fatihle biraz hasret giderdik, öğle yemeğimi yedim. Yemeği Fatih ısmarladı. Vedalaşıp yola çıktım.

Buradan İstanbul’a doğru yola çıktım. Yolda Marmaraereğlisi’ne doğru giderken bir beyaz minibüs yaklaştı ve selam verdi. Yolculuk nereye dedi ben de İstanbul’a dedim. Sonra arabasının üzerindeki sticker’ı gösterip ben Eski Bisiklet Milli Takım Antrenörüyüm dedi. Bir baktım bisikletli bir fotoğraf. 68-69-70 yıllarının efsanevi bisikletçisi, 174 kez milli olmuş bir sporcu Cengiz Özdoğan abiyle karşılaştık. Arabanın deryarına gir dedi ve uzunca bir süre boyunca 45-50 km tempoyla bir istasyona kadar rüzgarımı kesti. İstasyonda oturup konuştuk. Turumu, amacımı Cengiz abiye anlattım. Sağ olsun o da beni ilgiyle dinledi.

Buradan sonra yola devam ettim ve ileride bir istasyonda yemek molası verdim. Yemeğin ardından yola çıktım baktım yine beyaz minibüs karşıma çıktı “sen daha gitmedin mi” diye. Yemek yedim abi dedim ama sen devam et ben seni yavaşlatmayayım dedim. Kuzeydoğudan esen rüzgara karşı sürmeye devam ettim.

Bir süre sonra arka tekerimin havası söndü. Lastiği değiştirip yola kaldığım yerden pedal çevirdim. İlk patlağım burada oldu. İstanbul Anadolu yakasında kalma gibi bir planım vardı ama geç saate kaldığım için Anadolu yakasında Fatih’te kardeşim Zübeyir’in yanına gitme kararı verdim.

Hava karardığında ben Büyükçekmece’deydim, oradan da Avcılar – Beylikdüzü ve metrobüs hattını takip ederek Fatih’e kadar kalabalık içinde stresli bir yolculuk çektim ama karanlığa ve trafiğe rağmen kötü bir tecrübe yaşamadım. İstanbul’da ilk defa bisiklet sürdüm adaları saymazsak. Yine de akşam vakti bisiklet binmenin pek akıl karı iş olmadığına karar verdim.

Bir de İstanbul tabelası otobanda kaldığı için fotoğrafını çekemeden geçmiş oldum. İlk tabelasız günüm bu oldu.

Kardeşim kendi elleriyle mis gibi musakka yemeği yapmış. Duş aldım ve hemen yemeğe gömüldüm. Buraya kadar çektiğim 500 adet videoyu kardeşimin bilgisayarına aktardık.

6’ıncı gün kardeşimin hazırladığı doyurucu bir kahvaltı. Sirke, limon, bal, tuz karışımı elektrolitle birlikte güne merhaba dedim. Buradan Eminönü’ne oradan da vapurla Kadıköy’e geçtim.

Kadıköy’den İzmit üzerinden Yalova’ya ulaşmayı planladım ve bu şekilde takvimime yetiştim.

Anadolu yakası sürüş açısından daha rahat bir yerdi. Buradan Gebze ve İzmit’e doğru devam ettim. İzmit’e giderken Kocaeli ve İzmit tabelalarını görmem kafa karışıklığı yapsa da aynı yere gittiğimi biliyordum.

Yolda bir motorlu yanıma yanaştı ve selam verdi. Ben de  selam verip sürdüm. İleride motorunu sağa çekti ve ben yine selam verip devam ettim. Sonra motoruyla yine yanıma gelip ben Coşkan diye bağırdı. Ben selam veren biri zannetmiştim ama Coşkan abi beni takip eden ve turumu beğenen motorcu bir abiydi. Kenara çektim, konuştuk ve bir yere gidip yemek yedik. Biraz burada muhabbet ettikten sonra İzmit’e doğru devam ettim.

İzmit sahil şeriti güzel ve İzmir’i de andıran bir coğrafi yapısı var.  Buradan da Yalova’ya doğru sürmeye devam ettim. Yalova’da PAB Başkanı Caner abiyle görüştüm. Yalnız duşun arızalı olduğunu söyledi. Onun için de bir çözüm bulacaklardı. Caner abi otogarda beni karşıladı yemek ısmarladı. Sonra bisiklet evine giderken bisiklet grubundan Uğur’la karşılaştık. Uğur evinin müsait olduğunu söyledi ve beni davet etti. Kaçırılmayacak fırsat hemen atladım ☺

Uğur da Türkiye’nin çoğu yerine gezmiş taş koleksiyonu yapan bir arkadaş. Gece adında yaramaz bir kedisi de var. Sudan korkmuyor, lavaboda suyu açında avcuma dolan sudan lıkır lıkır içiyor.

7’inci gün sabah güzel bir kahvaltının ardından tekerlerimi yamamakla uğraştım ama ön tekerin üstündeki cam parçasını çıkarmama rağmen içindeki teli bulamamış olmam benim hatam. 5 kere de kontrol ettim elimi sürterek. Lastik tekrar patladı ve yamalı lastiği atıp yeni iç lastiği takıp şişirdim.

Uğur bana arkadaşının hediye ettiği bagaj bağlama lastiğini de verdi. Bisikletimin çantası aşırı sağlam oldu bu sayede. Buradan da Bursa ve Bilecik’e doğru yola çıktım. Bursa için Süpürgelik diye bir rampa varmış onu geçtim ve Bursa’da Mehmet dayımla buluştum. Bana güzel bir yemek ısmarladı. Bisikletimi gözümün önüne çapraza koymuştum. Birden gözümü kaldırıp baktığımda bisikletin orada olmadığını gördüm. “Dayı bisiklet yok” dedim panikle, sonradan dükkan sahibinin kapıyı açmak için bisikleti karşıya koyduğunu öğrendim. Anka (bisikletin adı) hala yerinde duruyordu. Bu benim için iyi bir ders oldu, gelecek istasyonlarda göz temasımı uzun süre kesmedim bisikletten.

Bursa’dan yola çıktım ve Bilecik’e doğru ilerledim. Bilecik’te Bisikletliler derneği başkanı Hakan abi beni karşıladı. Gelirken dikkatli olmamı söyledi çünkü Bursa Bilecik arası herhangi bir ışıklandırma yoktu ve yeni yapılan yollardan sonra yol git gel tek şeride düşüyordu ve uzunca süren bir tırmanışı vardı. Emniyet şeridi de yok. O gün geç kaldım ve karanlıkta bisiklet sürerek Bilecik’e girdim. Aynı gün Meteor yağmurları vardı ve bu ışıksız yolun meteor yağmuru izlemek için güzel bir fırsat olduğunu söyledim ancak bisiklet ışığımın şarjı bitmeden bir an önce Bilecik’e ulaşmak için pedal çevirdim.

Hakan abi ve arkadaşlarıyla bir yere geçip yemek yedik. Daha doğrusu ben yedim onlar izlediler. Geç girdiğim için herkes karnını doyurmuş.

Burada belediye konaklama yeri için ne bir ev ne de bir sıcak su ısıtıcısı vermiş Bisikletliler derneğine. Ben de Hakan abinin deposunda konakladım. Sıcak su da olmadığı için duş alamadığım ilk günüm oldu. Sabah uyandığımda elim yüzüm şişmişti. İzolasyon olmadığı için soğuk etkiledi sanırım o gün.

8’inci gün sabah güzel bir kahvaltı yaptık ve Hakan abi ısmarladı akşam yemeğinde olduğu gibi. Buradan belediyeye bir röportaj verdim ve Hakan abiyle müzeyi ziyaret ettik. Çıktığımda saat 12:00’yi buluyordu. Bu nedenle Sakarya üzerinden Düzce’ye gitmek yerine Sakarya’da kalmamın daha iyi olacağına karar verdim. Sakarya’daki bisiklet evine Mert beni davet etmişti ve üzerine sosyal medyadan da yazmıştı tekrar. Dış cephesini çok güzel yapmışlardı ve bu nedenle oraya gidip görmek istiyordum. En azından uğrayıp geçmek vardı planımda yola çıkmadan önce.

Sonra Mert’e bisiklet evi uygun mu ve sıcak su var mı diye sordum. Çamaşırlarımı bile yıkama fırsatım oldu. Buradaki bisiklet evi gerçekten insanın kendi evi gibi bir yer. İnsanlar da sıcakkanlı ve içtenlikle beni karşıladılar. Buradaki ev en küçük çöpüne kadar imece usulü ile bisikletseverler tarafından yapılmış. Bisikletliler için de çok mükemmel bir geçiş yolu bir yandan.

9’uncu günün sabahında uyandım ve güzel bir kahvaltının ardından Düzce’ye doğru yola koyuldum. Düzce’ye ulaşmadan Gölkaya, İçmeler köyünde beni iş arkadaşım Zeynep’in ailesi Fehmi abi ve Müzeyyen abla karşıladı. Bana köy tavuğu, karnıyarık, pilav, organik şeftali ve erik yedirdiler. Karnımı bir güzel doyurdum. Bahçedeki ağaçları, tavukları ve fındıkları gördükten sonra hafif çiseleyen yağmurun eşliğinde Bolu dağına, 900 rakıma doğru yola devam ettim.

Dağa tırmandım ve laylaylom inerken baktım iki yol bisikletçisi Onur ve Çetin abiyle yolda karşılaştım. Bana selam verip devam ediyorlardı ki peşlerine takılıp deryalarına girdim. Sonrasında muhabbet ederken beni kalacağım eve kadar götürüp bıraktılar. Numaralarını verdiler.  Ön lastiğim inik onunla ilgileneceğim dediğimde ceplerindeki yedek lastikleri çıkarıp bana verdiler. Kendi lastikleri patlarsa yolda kalma pahasına bunu yaptılar.

Bolu için Couch Surfing sitesinden Samet beni ağırlayabileceğini söylemişti ve ben oraya ulaşmadan aç gel lütfen demişti. Ben de Bolu’nun aşçıları meşhur, beni ne sürprizler bekliyor acaba diye merak ettim. Samet o gün rahatsızlanmış ve bana da yanlış anlamayayım diye söylememiş. Geldiğimde ılık bir duş aldım. Duştan çıktığımda da pizzalar hazırdı. En çok ihtiyacım olan şey karbonhidrat. Karnımı burada da doyurdum şükür. Samet ev konusunda ve istekleri konusunda olduğunca dürüsttü ve beni güzel ağırladı. Samet de çadırını sırtına alıp Türkiye’de olabildiğince yer gezmiş bir arkadaş aynı zamanda dijital bateri çalıyor. Biraz çılgınlık var onun da kanında.

10’uncu gün en hareketli ve maceralı geçen günlerimden biriydi. Bunun için aşağıdaki notu Facebook’ta paylaşmıştım. 10’uncu gün tam olarak buydu :

Nereden başlasam bilemedim. Talihsizlikler silsilesi bugün peşimi bırakmadı 🙂

1- Sabah çıkarken ön tekerim inikti yeni bir iç lastik takıp şişirdim. Taktığım lastik de patlak çıktı hiç kullanılmamış olmasına rağmen. 

2- Yeni bir iç lastik takıp şişirdim ve yola çıktım. Ama bu sefer pompayı takmayı unuttuğum 30 km sonra aklıma geldi. Gün boyunca pompa olmadan teker patlamasın diye dua edip sürmeye devam ettim.

3- Sabah ilk defa kahvaltı yapmadan yola çıktım. 3-5 km ötede yerim dedim. 35 km boyunca küçük bir bakkal dahi bulamadım.

4- 35 Km sonra Gökçesu tarafında bir petrol ofisi buldum ve yiyecek içecek bir şeyler aldım. Sonra da aşçılarıyla ünlü Mengen ilçesine geçtim. Bir güzel karnımı doyurdum. Sırtımda cebime elimi attım ve cüzdanımı bulamadım. Petrol ofisini aradık onlar da bulamadı. 14 Km geri sürdüm yollara bakarak. Kamera kayıtlarına baktık cüzdanı cebime koyuyorum. Demek yolda düşürdüm deyip yollara baka baka geri dönüyorum. Ve cüzdan yok. 

Hesap ödemeye gelince biricik Arda Eylül hayatımı kurtarıyor ve yemek yediğim restoranın hesabına fazla para yatırıyor. Artan parayı da cebime koyup Jandarmaya gidiyorum. 

Jandarma Zonguldak Nüfus müdürlüğünden kimliğim kayıp deyip yeni kimlik almam gerektiğini söylüyor. Zonguldak’a doğru yola koyuluyorum.

3,5- Rüzgar da karşıdan esmeye karar verdi. – %6 eğimli bir yolda pedal çevirmeyi bıraktığımda hızım 25 km/h ve altına düştü. Normalde 45-50 km/h hızla inmem gerekirdi. Pes etmek yok dedim ve devam ettim 🙂 

4- Türker Öztürk selamlaşmak ve konuşmak için arabasıyla yol kenarında duruyor. Ben de saf gibi el sallayıp geçiyorum Zonguldak’a yetişmek için. Türker’in geleceğini ve o olduğun bilsem dururdum. Çok pişmanlık duydum, tekrar özür dilerim. 

5- Zonguldak yolunda emniyet şeritleri kumla dolu ve yer yer şerit teke indiğinden içeri de kaçma ihtimalim zor oldu. Yine gidilirdi ama gece aydınlatması olmadığı için zorlu sürüş yaşadığım bir gün oldu. 

6- Son olarak babamın arkadaşının arkadaşı otelde bana yer ayarladı sağ olsun. İzin verirse ismini de yazmak isterim. 

Gel gelelim resepsiyonist ben seni kimliksiz içeri almam dedi. Al bir de burdan yak.

7- Polis karakoluna gittim. Polisler de kefil istediler. “Yok abi tek geldim ben, bir ülkemizi gezip döneceğim dedim. Fiziki bir kanıt istediler yok. Sadece formada isim yazıyor o da resmi değil 🙂 En son beyanname çıkarmayı kabul ettiler. Onu da resepsiyona verdim. Resepsiyondaki inatçı Cemal abi sonunda otelde kalmam için onay verdi sağ olsun. 

Gün özeti bu şekilde, yarın Bartın Karabük yoluna doğru maceram devam edecek 🙂 

İyi geceler, sabah okuyan olursa onlara da günaydın 🙂

Gece 02:30 gibi uyudum ve yorucu bir gün oldu benim için. Ertesi gün Bora abim, Özgür abim maddi konuda destek olmak için hesap numaramı istediler. Nakit param olduğu için tekliflerini kabul etmedim ama takip edip sormaları beni memnun etti.

11’inci gün kaldığım otelde kahvaltımı yaptım. Çıkış yapmaya gittiğimde 60TL bir ücret talep ettiler ve ödedim. Ardından buradan yola koyuldum, hedefimde Bartın – Karabük vardı.

Geçen akşam konuştuğum büfeci sabah beni gördü “bisikletname geldi” dedi. Çay ısmarlayayım dedi ben de su lazım dedim mataraları doldurmak için. Aldığım suyun parasını kabul etmedi.

Buradan 12:30 gibi yola çıktım. Yolda yağış başladı ve ilk dükkandan aldığım poşetle çantayı kapladım. Buradan yola devam ettim ve ileride yağış artmaya başladı. Zaten yol kötü bir de yağışla birlikte biraz daha pertim çıktı. Benzin istasyonuna girip iki poşet daha isteyip ayakkabılarımı da poşetle kapladım ve koli bandıyla bir güzel bantladım. Buradan da yola çıkıp bir an önce Zonguldak yolundan kurtulmak istedim. Yolda giderken sağanak yağmur bastırdı ve bir yandan bagajın gevşeyen vidaları sarsıntılı yolda dayanamadı ve bisikletin bagajı bu yolda 3 kere çıktı. Yakında bir tamirci bulup alyan anahtarıyla vidaları sağlamlaştırdım.

Zonguldak’ın ayrı bir zorluğu da yağmur ya da yol kenarında mıcır varmış dinlemeden sürücülerin kornaya basıp pay bırakmadan sürüp gitmeleri oldu. Korna çalıp arkadan hızla gelen biri olduğunda plakanın 67 olduğunu tahmin etmek pek zor olmadı. Dün ve bugün yaşadığım zorluklar ve yol kalitesi nedeniyle Zonguldak’a bisiklet konusunda sıfır puan verdim. Yollar düzelmediği sürece de bisikletle gidilmesini pek tavsiye etmiyorum.

Buradan Çaycuma’ya geçtim. Çaycumaya yetişmek için acele ediyordum zira bisikletimin pompası olmadığı için herhangi bir teker patlamasında yolda kalacaktım. Çaycuma bisiklet yoları olan temiz ve güzel bir ilçe. Zonguldak sonrası beni biraz şaşırttı açıkçası. Önceki gün pompayı düşürdüğüm için burada yenisini aldım. Yanımda yeterli para olmadığı için ekipman sponsorum Kadans Bisiklet Fatih Ertörün abiyi arayıp öde yapmasını rica ettim.

Burada güzel bir öğle yemeği yedim bu esnada bisikletçi Mustafa abi zincirleri yağladı.

Buradan soğuk asfalt yolları kullanarak Bartın’a ulaştım  ve Bartın’da Mustafa, Engin ve Zeki abi beni karşıladı. Bir de karşılaştığım Hoş Seda abla vardı ama onun yolu orada ayrıldı.

Forma sponsorum Sora Tekstil buraya yağmurluğumu kargolamıştı. Yağmurluğu kargodan aldım ve birlikte yemek yemek için Mustafa abilerle bir restorana geçtik. Mustafa abi havanın kararmaya başladığını ve Karabük’e gitmemin riskli olacağını söyledi. O nedenle geç olsun güç olmasın dedim ve Bartın’da kalmaya karar verdim. Bunun sonradan doğru bir karar olduğunu anladım.

Bartın’da akşam yemeği ısmarlayıp kalacağım yeri de güzel bir otelde ayırdılar ve ödemesini yaptılar. Bartın’ın insanları trafikte oldukça saygılı ve hiçbir yere aceleleri yok. Zonguldak sonrası benim için terapi gibi geldi. Hem il hem de insanları açısından.

Yemekten sonra Zeki abi beni bisikletçi Kamil abinin yanına götürdü. Çaycuma’da zincir temizlenmeden yağlandığı için yol boyunca ötmüştü, temizlemeye de vakit yoktu. Burada Rubleyi ve zinciri söküp mazotla bir güzel temizledi Kamil abi. Bisikletin kirlenen sarmallarını da değiştirdik apaçi kırmızısı bir renk oldu. Yakın zamanda onu da değiştirmek gerekecek.

Kamil abi dışarıdan gelenlerden işçilik ücreti almıyor. Sarmalların ücretini indirimli olarak aldı sağ olsun. Buradan da otele gidip güzel bir uyku çektim.

12’inci gün Bartın’da otelde güzelce kahvaltımı yaptım. Mustafa abim kartımı kaybettiğim için bana para gönderdi telefon numaram üzerinden. Bankamatik’e para çekmeye gittim ve yaklaşık 20 dakika boğuştuktan sonra para çekemeyeceğimi anlayıp devam ettim.

Buradan Karabük’e tırmandım. Bir önceki gün yola devam etmemek çok akıllı seçenekmiş çünkü git gel bir yol, baraj servis yolu ve bolca tırmanışlı bir rota üzerinden ilerledim. Abidpaşa taraflarında bir mola verdim ve kahvenin ihtiyar heyetiyle sohbet ettim. Buradan Ahmetusta zirvesine çıktım. Zirveye çıkarken solda tezgâh açan bir abiden erik ve armut aldım. Ardından Safranbolu evlerinin tepeden bir fotoğrafını çekmek için kısa bir Safranbolu molası verdim.

Beni Karabük’te ağırlamak isteyen ve birkaç gün öncesinden hava durumuna kadar bana bilgi veren İhsan ve ev arkadaşı Barış öğle yemeği molası için beni evlerine davet ettiler. “Dışarı para verme, biz yemek yaptık” dediler. Tarhana çorbası, pilav, karnıyarık ve salata ile karnımı doyurdular. Burada bilgisayar ve internet olduğu için buraya kadar çektiğim videoları arkadaşların bilgisayarına kardeşime gönderilmek üzere bıraktım.

Karabük’te biraz oyalandım ve 18:00 gibi çıkış yapabildim. Kastamonu’ya uzun bir yolum vardı ama takvimden de geri kalmak istemedim. O günkü yolumun ardından tekrar bir tırmanış için kolları sıvadım ve 380 metreden 1250 metre rakıma kadar çıktım.

Kastamonu yolu inişli çıkışlı ve zirveye ulaştım derken tekrar inip bir daha yukarı çıktığım bir yer oldu. Işığımın da şarjı bitmek üzeriydi çok geç kaldığımdan ve olabildiğince hızlı bire şekilde Kastamonu’ya ulaşmaya çalıştım. En son bir mola yerinde ışıkları 10 dakika şarj edip yola devam ettim.

Kastamonu konaklaması için İzmir’den Kemal abi Adil abiyi, Adil abi Erdal abiyi, Erdal abi Latif abiyi Latif abi Ali Can’ı ve Emre abi’yi arayıp habermiş. Son olarak Emre abi bize Bediüzzaman Said Nursi’nin zamanında kaldığı Kastamonu’daki evinin kapılarını açtı ve bizi burada misafir etti. Emre abi de sıkı bir dağ bisikletçisi bu arada. Gece ulaştığımda Ali Can ve arkadaşları beni bekliyordu. Bir yandan Batum’dan yola çıkan Abdullah’la da karşılaşmışlar ve hepsi beni bekliyordu. Birlikte Emre abinin bizi konuk ettiği misafirhanesine kadar gittik. Bu akşam yorgunluktan yemek yemeye gitmedim. En son marketten aldığım çerezleri yemiştim. Burada duş aldım, çamaşırlarımı yıkadım.

13’üncü gün sabah Kastamonu kalesi manzarasında güzel bir kahvaltı yaptık ve Latif abiyle de karşılaştık, sohbet ettik. Buradan Abdullah tırmanmak için yola çıktı. Ben de Taşköprü yoluna doğru ilerledim.

Emre abi Sinop girişine kadar iniş sonrasında Sinop için bir rampa çıkacaksın dedi. Rampa’dan kastettiği 1.111 metre rakıma çıkmakmış bunu sonradan anladım.

Taşköprü’de Bankamatikten para çekmeyi denedim ve başarılı oldum. Buradan da Hanönüne geçip röportaj için Hasan abiyle buluştuk. Hasan abi birkaç video, fotoğraf çekti ve söylediklerimi not aldı. Sonradan gazeteye verdiği haberi editör yanlışlıkla değiştirmiş. 13’üncü günde Kastamonu’da ama 19 il gezdi demek yerine 19’uncu gün Kastamonu’ya geldi diye haber yapmış. Bu haberi çeken gazeteler de dolayısıyla yanlış haber yayınlamış oldular.

Hanönü’nde öğle yemeğimi yedim. İzmir köfte, Bulgur pilavı, Ayran, Soda için 27 TL para ödedim. Bu da ileride gideceğim yerlerde önce bir fiyat araştırması yapmam gerektiği konusunda kulağıma küpe oldu. Buradan yola çıkıp Sinop Boyabat ayrımına geldim ve Sinop’a doğru döndüm.

Orada yer alan ilk ve son köy olan Bektaş köyünün afacanları yolumu kesti. Onlarla biraz sohbet ettim. Suluklarım boşalmış ve oradaki bir genç suluklarını dolduralım mı abi diye önerdi. Ben de sulukları doldurmaları için çocuklara verdim. İyiki de suları doldurdular çünkü sonraki 50-60 km yol boyunca tek bir bakkal bile yoktu. Buradan 1.100 metre rakımdaki tünele ve geçide tırmandım oradan da Sinop’a doğru inişe başladım. Son 20 km kala bir istasyon buldum ve içine girip alışveriş yaptım. Buradan sonra da inişli çıkışlı yollardan ilerleyerek Sinop’a gittim. Günün yorgunluğu nedeniyle giriş bana zor geldi ama ertesi sabah kuş gibi buradan kolayca çıkıp geçtim.

Sinop’ta gazeteci arkadaş Mustafa ile görüşmüştük. Kendisi il dışında olduğu için arkadaşı Cihat’a yönlendirdi ve Cihat beni evinde misafir etti. Cihat da yol bisikleti kullanıcısı ve bisiklet tutkunu bir arkadaş. Küçük mütevazı bir evi eşyalı olarak kiralamış Cihat. Ben duşa girdiğimde hazır pizzalardan iki tane ısıttı beni m için. Eşyalarımı da yıkayıp astı sağ olsun.  Burada güzel bir uyku çektim ve sabah 08:00 gibi Cihat’ı uyandırıp çıkalım dedim.

14’üncü gün sabah Sinop’ta güzel bir serpme kahvaltı yaptık. Cihat’a ödemeyi ben yapacağım dedim ve anlaştık. Bir de menemen söyledik ve bol bol yedik, kahvaltı keyfi yaptık. Cihat bir ara “lavaboya kadar gidip geleceğim” dedi. Bir hinlik olduğunu anlamalıydım. Bir baktım hesabı ödemiş. Burada Sinop kalesi ve sahilinin birkaç fotoğrafını çektim sonra da Samsun yoluna doğru pedal çevirmeye başladım.

Yolda benim gibi sıcağın yaktığı 120 kiloluk iri bir sırt çantalı turcu arkadaşla karşılaştım. Çantası 19 kg ağırlığındaydı. Kerem Can bu damacana ağırlığındaki yüküyle Türkiye’nin güneyinden çıkmış batıyı gezip Kuzeye kadar gelmiş. Bisikletle de daha önce turlar yapmış. Kerim Can’la kısa bir muhabbetten sonra yokuş çıkmaya devam ettim. İleride 2 tane daha otostopçu gördüm. Caner kafa kameranı aç diye bağırdı ilerden. Tam bir Rizeli ağzıyla konuşuyor, çok hoş bir konuşma. Yanlarına uğradım biraz sohbet ettik. Onlar da 22-26 Ağustos tarihlerinde Rize’de yapılacak festival için geri dönüyorlarmış. Onlarla yolda tekrar karşılaşmak isterim.

Buradan yola devam ettim. Tırmanış hala sürerken beyaz bir Kartal araç az ileride sağa çekti ve durdu. Ben “devam edesin abi, ben kendi aracımla gideceğim” diyecekken bir baktım 4-5 yıldır karşılaşmadığım amca karşımda bana gülüyor. O da benim gibi bir tur yapmayı düşünüş arabasıyla ama Karadeniz hattından sonra bir iki il daha gezip geri dönecek. Biraz sohbet ettikten sonra vedalaştık.

Tırmanışlar bitti ve dümdüz yollarda bisiklet sürerken Andy Şimşek ile karşılaştım. Türkiye’de yaşamış ve soyadı aslında Lei ama şimşek anlamına geldiği için kendini böyle tanımlıyor. O da bisikletiyle Karadeniz hattında ilerliyor. İnsanlarla tanışıp konuşuyor, gönüllü fındık toplayıp bir yerde kalıyor biraz ilerleyip çadır kuruyor. 41 yaşında ama ben 25 yaşında zannettim. Hayatın tadını çıkartıyor yıllık izinlerinde. Amasra’ya 3 kere gitmiş, ben yolum uzayacak diye uğrayamadım bile.

Bir yerde oturduk ben yemek yedim o da bir şeyler içti. Uzun uzun sohbet ettik 2 saat boyunca. Az sonra bir baktım içeride sinsice yemeklerin parasını ödüyor. Kendi memleketimde bir Çinli benim yemek ücretimi ödedi. Israrla kabul etmedim ama o da ısrarla parayı almadı. Onu Yakakent tarafında bırakıp Samsun’a doğru yola koyuldum.

Samsun tabelasını geçtikten sonra 10 km ötede Samsun Ekobid derneğinden arkadaşlar beni karşıladılar ve bir kafeye kadar birlikte pedalladık. Bisiklet yolundaki yayalara da bolca selam verdik. Ekobid üyesi arkadaşlarla oturup kısaca sohbet ettik. Grup içerisinde Gürcü kökenli Kenan diye bir arkadaş otostopla Türkiye’nin 60 ilini gezmiş. Ben de 20’inci ildeyim diye hava atıyordum tam. Kenan 3 ay boyunca otostopla üniversiteye gidip gelmiş ve kendi ülkesinde otobüse binmenin ayıp olacağını söylüyor otostop varken. Tam bir otostop uzmanı.

Samsunda Harun benim konaklamam konusunda yardımcı oldu. Akşam güzel bir patatesli yumurta yaptı. Patatesler kendi mahsulü. Sabah kahvaltıda tekrar bir patatesli yumurta yaptı sağ olsun.

15’inci gün

2 haftanın sonunda Samsun’da konaklayıp biraz dinlenmemin ve yazımı yazmamın faydalı olacağına karar verdim. Bir sonraki gün Ordu- Giresun yolunu tamamlayıp takvimime tekrar yetişeceğim.

Bugün kahvaltıdan sonra uzunca bir süre yazı yazmakla uğraştım. Az sonra beni Çarşamba’ya davet eden hemşehrim Ruhi abinin yanına Çarşambaya geçebilirim. 50 km mesafe sonrası oraya ulaşacağım. Ertesi gün yolculuğum biraz daha kolaylaşmış olacak.

İlk 2 Hafta” üzerine 2 yorum

  1. Bizim burada bisiklet kullanmak gerçekten zor ve bazen de sinir bozucudur. İki şeritli yolda sol şerit boşken dibinden geçerler ve tam geçiş esnasında korna basmak gelenekseldir. Biz de genelde Bartın ve Bolu taraflarını tercih ediyoruz bisiklete binmek için.
    Buranın neresi olduğunu söylememe gerek yok sanırım.
    Merkeze gitmeni istememiştim aslında ama ısrar edince yolundan almak da istemedim.
    İyi gidiyorsun başarılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir