Yörük Göçündeydik

Mersin Üniversitesinden Profesör Doktor Nüzhet Türker Hocamızla birlikte Yörüklerin Göçüne gittik. Canatan ailesinin göçünde onlara eşlik ettik. Onlardan çok şey öğrendik ve biz de çok eğlendik. Tekrar yanlarına gitmek ve uzun süre yanlarına çadır kurup yaşamak istiyoruz.

Turla ilgili Ardayla ortak yazdığımız güzel bir yazıya ek olarak her günün videosu ve Facebook’ta oluşturduğumuz fotoğraflı gün sonu özetlerimizi de yazının içinde bulabilirsiniz. Keyifli bir okuma olacağını umuyoruz.

Biz Arda ve Ahmet. Düğünümüzden sonra işlerimizi bıraktık, evimizi kapatıp bisiklet ile yola çıktık. Uzun süredir yollardayız. Türkiye’yi bisikletle geziyoruz. Hayatımız herkesinki gibi neşe ve keder, mücadele ve galibiyet, kesinlik ve belirsizlik ile dolu.

Yörükleri ziyaret etmek bu yolculukta en çok deneyimlemek istediğimiz şeylerden biriydi. Mersin Üniversitesinde çalışan Prof. Dr. Nüzhet İkbal Türker bu deneyimi yaşamamıza vesile oldu. Ne kadar şanslıyız ki yörüklerin göç zamanına denk geldik. Ve bizim için gerçekten çok özel 3 gün geçirdik.

Anlatacaklarımız dağlarda doğa ile bağını koruyarak yaşayan yörüklerin göçü hakkında.

Maceramız 3 gün 2 gece sürdü.

Çamlıyayla Mera Birlik Başkanı Salim Canatan ve ailesinin yayladan kış yurduna göçüydü.

Yörükler göçebe hayatta doğal akışa uyum sağlamış ve onun şartlarına göre şekil almışlar. Mevsim geçişlerinde bir yılda üç ya da dört kere taşınıyorlar. Sadece hayvanlarını değil, aynı zamanda evlerini yani “yurtlarını” da yanlarında götürüyorlar. Yörükler geride çöplerini bile bırakmadan ayrılıyorlar.

Arda: Peki çöpleri ne yapıyorsunuz? Çöp kutusu yok, geri dönüşüm yok.

Evin Anası Helime: Ateş. Ateşe bırakıyoruz çöpleri, yoksa bu dağlar bizi affetmez.

Sadece o da değil, dertlerini bile bırakıyorlar göçerken. 

Yörüklerin dostu ve doğa aşığı Nüzhet hocamız Yörüklerin yanında bir ay yaşamış. Bir hafta sonra erkeklerin de rızasını alıp köye gitmeye karar vermişler. Sabah erkenden kalkıp şalvarlar yıkanmış, banyo yapılmış, yola koyulmuşlar. Ama bu hazırlık da çok heyecanlı geçmiş. Öyle ki şehirden gelen Nüzhet hoca bile köye gidiyoruz diye heyecanlanmış. Tam köy sınırından çıkarken kadınlar hocaya “dur” demişler. Dışarı çıkıp birkaç ritüelden sonra içeri girmişler. Hocaya “dertlerimizi bıraktık” demişler. Sonra köye gidip akşama kadar gezmişler. Geri dönüş yolunda arabayı durdurup kısa bir ritüelin ardından tekrar arabaya binmişler. “Dertlerimizi aldık” demişler.

Dertleri bir çırpıda bırakabilmek de, onları kabullenerek sırtlanmak da çok büyük bir olgunluk mertebesidir. Yoga/meditasyon on derslerinde de “hiçbir şeyi düşünmemek” öğretilmiyor mu? Bu insanlar bunu doğuştan yapabiliyor. Bazen hiçbir şeyi düşünmeden dertsiz tasasız yaşıyorlar, bazen de tüm tasalarını sırtlanıp her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüyorlar.

Taşınmak, hayata sıfırdan başlamak ya da yenilenmek gibi geliyor bize. Yörük kelimesi de aslında “Yürük” yani yürüyen kökeninden geliyor. Onlar da her gün yoldalar ve hareket halindeler. Ayrıca bir yere bağlanma ihtiyaçları da yok.

Bir nevi biz de birer Yörüğüz. İşlerimizi ve evimizi bıraktık, bir yere bağlı olmadan her gün başka bir ufukta gözlerimizi aralıyoruz. Ancak her zaman Yörükler kadar doğanın içinde olabilme şansımız olmuyor. Göç sırasında gördüklerimizi ve yaşadıklarımızı özetliyoruz.

Neredeyiz?

Mersin, Orta Toroslar, Bolkar Dağlarında

Gün 1

Traktöre tavuk, horoz, kedi ve diğer tüm eşyalar yükleniyor. Keçi ve koyunlar sürülecek. Keçi ve koyunları Helime, Galip, Semih ve Arda sürerken; Salim Başkan ve Nüzhet Hoca cipleri sürüyor, Ahmet cross motoru, Fevzi de traktörü kullanıyor. Tüm aile beraber hareket ediyor. Herkes bir işin ucundan tutuyor ve ilk gün dağ tepe aşıyoruz. Akşama Helime ablanın abisinin Yörük çadırında yemek yiyor ve konaklıyoruz. Mantar kavurma, haşlanmış patates ve yufka. Bir göz çadırları hem salon, hem yatak odası, hem de mutfak olarak kullanılıyor. Tüm aile hep bir arada.

Yörük Yemekleri

Sürekli göç halinde olan yörüklerin bir özelliği de çabuk ve pratik yemek yapmaları. Genelde ekmek yerine yufka yiyorlar. Yufkaları bol bol yapıp, üst üste yığıyorlar. Yenecek yufkaları da yumuşasın diye hafif ıslatıyorlar. Yufkanın beyaz ekmeğe göre avantajı, kuru kaldığı sürece çok uzun aylar dayanabiliyor olması.

Gün 2

Sabah 6.30 da kalktık. Çadır içindeki soba üstünde pide ısıtıldı ve yumurta pişirildi. Çay demlendi.

Güneş çok yükselmeden yola çıktık. Arda ilk gün düşüp dizini incitti, bugün hayvanlarla yürümek yerine cipi kullandı. Dere kenarında öğle molası verdik. Hayvanlar su içtiler ve yayıldılar. Öğle yemeği için çalı çırpı ve odun toplanıp, ardından ateş yakıldı. Közde patates, kırmızı biber, soğan, sarımsak ve patlıcan pişti. Yanında yufka var. Yolculuk kaldığı yerden devam etti ve akşam üstü geceyi geçireceğimiz yere vardık. Ahmet ve Fevzi ormana mantar toplamaya gitti. Aradan üç saat geçti ve geri döndüler. Hasılat iyi değildi. Akşam yemeğinde yufka, peynir yedik, yanında çay içtik. İkinci gün akşamında açık alanda kalıyoruz.

Canatan ailesi yıldızpalas altında uyuyor. Biz çadırımızı kurduk. Yavru yörük kedisi Gece’yi de yanımıza aldık. İlk gece de koynumuza almıştık. Birbirimizi ısıtıp, sıcacık uyuduk. 

Gün 3 

Sabah değişmeyen saatimiz 6.30 da uyandık. Kahvaltı yapmadan yola çıktık, amacımız öğle olmadan kış yurduna varmak. Yola çıkmadan ağaçlara uçup, tüneyen tavukları taş atarak indirmeye çalıştık. İnmeyenleri Semih ağaca tırmanıp aşağı itti. Aşağı düşen tavukları kovalamaya başladık. Çadırımıza yönlendirdik. Çadırın içine giren tavukları Semih ayaklarından tutup, kasalarına koydu. Tavukları besleyip, kasalara koyup üstünü çuvalla örttük. Yolculuğa başladık.

Kedi de çuval içinde seyahat ediyor. Hasta köpek ve aksak keçi de kamyonetin arkasında. Amacımıza ulaştık ve öğle olmadan yurda vardık. Önce güzel bir kahvaltı yaptık. Bembeyaz dondurma gibi keçi tereyağı, kırma zeytin, domates, sucuklu yumurta ve incir reçeli. Eksiğimiz yok, çayımız da demlendi. Yiyip içtik, şen şakrak sohbet ettik ve işlere başladık.

Çadırın ağaçtan yapılan iskeleti üzerine iki kat naylon, bir kat da kumaş sarıldı.Eşyalar araçlardan indirilirken, hayvanlar öğle güneşinden saklanacak yer aradı. Rakım 600. Güneş yakıyor. Ev hazırlığında oldukça ilerledik. Karınlar acıktı. Ocak yakıldı. Ahmet ocak başına geçti ve bazlamaları pişirmeye başladı. Nüzhet hoca içlerine patates, tereyağ ve peynir koyarak sarıp, sıktı. İşte meşhur sıkmayı da yerinde yemiş olduk. Güneş batarken Canatan ailesi ile vedalaşıp şehre doğru yola koyulduk. Dönüş yolunda Arda’nın aklında en sevdiği Yörük arkadaşı Semih vardı. Semih ailenin en küçük ferdi. 14 yaşında çok güçlü bir çocuk. Hayvanlarla olan bağı, her sabah çok enerjik uyanışı, hiç yorulmayışı , ailenin her üyesinin çağrısına yetişme çabasıyla bizi çok şaşırttı. En çok duyduğumuz yardım çağrısı -Semiih! Koş, gel buraya. Bizi kendi 14 yaşlarımız hakkında düşündürdü. 

Biz gezerken her şeyden bir ders çıkarma peşindeyiz. Doğanın bize söylediği şarkıyı da, rüzgarın sesini de, arabaların motor gürültülerini de dinliyoruz. Yağmuru, soğuğu ve sıcağı hissediyoruz. Ama en önemlisi insanları dinleyerek ve okuyarak ruhumuzu besliyoruz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*